Azize ile Sosyete

Posted in tüm yazılar on Aralık 30, 2006 by trkn

Eski bir Türk filmi seyrettim az önce..Türkan Şoray ve Kartal Tibet’in başrollerini oynadığı “Ateş Parçası”..Azize Türkan Şoray, ve Sosyete Kartal Tibet.. 

Saf tertemiz kalpli Azize, dostları ve çevresinde tanıdığı her insan tarafından bir anda sevilmektedir, söylediği tüm argo sözler onu daha bir sempatik yapmaktadır.. O’nu sadece Sosyete’nin eski sevgilisi zengin şımarık kız sevmez..Çünkü kötüdür o.. Kötüler iyileri sevmez, iyiler de onları sevmez ve zaten sonunda kaybeden de onlar olur çevirdikleri tüm entrikalara rağmen..

Şu gün yaşanabilecek en ironik aşk hikayeleridir eski Türk Filmleri..

Ama hiçbir zaman aklınızda soru işaretleri ve yüzünüzde hüzünle görmezsiniz siyah beyaz cızırtılar içinde çıkıveren SON yazısını..

Hep güzel biter.. İyiler mutlaka kazanır..

Seyirci de bunu istemektedir aslında..

Gerçek hayatta bunların olmadığını, yanlış anlaşılmaların hazin ayrılıkların yıllar sonra bile olsa vicdanı sızlayıp doğruları anlatanlar tarafından son bulmayacağını bilir herkes..

Bunu perde üzerinde de olsa görmek güzeldir..

Umut vermek güzeldir.. Mutlu etmek de öyle.. İçinde azıcık yeşilçam bile olsa..Eski Türk filmlerini seviyorum dedim kendi kendime..

Ve merhum Cem Karaca’nın seslendirdiği o güzel şiirden şu dizeler geliverdi aklıma.. 

İnsanlar gülüyordu de, trende vapurda otobüste

Yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle

Hep kahır.. hep kahır..bıktım be..

trkn

İstanbul..

Posted in tüm yazılar on Aralık 24, 2006 by trkn

 

Gel otur yanıbasıma, anlat Istanbul
Sokakların dili yok mu kendince
Uzan denize karsı, çek sabah dumanını
Sarayların sahibi kim kaldı

Bir yıl olacak

İstanbul’u görmeyeli..

İstanbulum’u..

Hiçbir yere hatta bazen memleketime bile duymadığım bir özlem var içimde bu güzel şehre…

Her kavuştuğumda sessiz çığlıklarım, kıpırtısız sarılışlarım, her ayrılışımda göz yaşlarım var..

Ve garip bir hüznü var İstanbul’un..dokunsalar ağlayacak gibi…bir omuza yaslanıp uzun uzun dertleşecek gibi…

Her mevsimi ayrı güzel..ama en güzel ilkbaharda,

Geçen şubat yollar kapandı fırtınalar çıktı ama yine de düştüm yollarına..

Güneşle karşıladı beni, güneşle uğurladı..

Hani iki fırtına arasındaki bahar gibi geçen üç gün vardı ya.. İşte o günler aslında bana  İstanbul’dan ayrıcalıktı : )

Sultanahmet’ten Eminönü’ne yürürken arkadan tramvayın gelişinden endişe etmek bile güzel bir heyecandı..

Kulağında en eskilerden bir Türk sanat müziği bestesi, Kadıköy’e geçmek vardı..

Martıların kahkahalarına karışan oyun oynar gibi dalgalarını üzerimize sıçratan Marmara’sı..

Ah İstanbul… Ne çok özlemişim seni..

Ne çok oldu görmeyeli..  

 trkn

Elfida

Posted in tüm yazılar on Aralık 9, 2006 by trkn

Haluk Levent’in kanser hastası Elfida’ya bestelediği güzel şarkısı..
Yüzün geçmişten kalan, aşka tarif yazdıran
Bir alaturka hüzün, yüzün kıyıma vuran
Anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi
Senden bana şimdi zamanı sızdıran

Şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın
Kimbilir kaçyüzyıldır sarılmamış kolların
Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun hakkını almış yılların

Elfida bir belalı başımsın
Elfida beni farketme sakın
Omuzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
Elfida hep aklımda kalacaksın

Elfida sen eski bir şarkısın
Elfida beni farketme sakın
Omuzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
Elfida hep aklımda kalacaksın.

Gayret Et Güzelim..

Posted in tüm yazılar on Aralık 2, 2006 by trkn

Şimdi öyle uzak ki geldiğim yollar

Yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz.. 

Onlarcasına bir ‘kere’ daha ekleyerek Düş sokağı Sakinleri’nden gayret et güzelim’i dinliyorum… Gitarın sesi içimi acıtıyor.Ben yine geçmişte, geçip giden günlerde yaşıyorum.Herşeyi dağıtıp giden, hızla esip geçen rüzgara kırgınım..Hikayenin daha ilk satırında biten mürekkebe kızgınım.. Sayfanın başında kırılıveren kalemimin ucuna..Beni dinlemeden gidenlere dahası…

“Yaşadıklarımızı Anlayalım, Gördüklerimizi Anlatalım” ödevimi yaparken;

Fark ettim ki hiçbir şey elimde değilmiş. En çok da söylediklerimi duyuramadığımda gördüm bunu. Konuştum, haykırdım, koştum peşinden hızla. Çaresizlikti yaşadığım, ne hissettiğimi duyurmaya çalıştım.

Anlamaktan vazgeçmişse birileri, döndüremezsin onu hayatına en baştan. İstediğini söyle anlamayacaktır, öyle ki zaten hiç duymayacaktır.

Bunca uğraşa tek adım boyu yol alamadım.

Çırpındıkça boğulmaktaydım –ki vazgeçtim artık.

Bıraktım ipleri, kuklalar sahneye cansız yığıldılar..

Vazgeçenlerden ben de vazgeçtim..

“Keşke”leri azık yapıp ceplerine iliştirdim..

El salladım arkalarından

Ne gözümde yaş vardı

Ne elimde su, gidenler tez dönsün diye..

Yeni bir kağıt aldım ve de yeni bir kalem..

“Yanlış bir öyküdesin, yeni baştan yaz” dedim..

Gayret et güzelim..gayret et güzelim : )

trkn

Nedir ki Ölüm; Ölüm Nedir ki?

Posted in tüm yazılar on Kasım 21, 2006 by trkn

 

“Fani dünya..ölüm gerçek..”

Ne kadar çok duymuşuzdur bu sözü, ne kadar çok amenna ve sadakna demişizdir peşinden.. Kaç kereler ağlamışızdır gidenlerin ardından, kaç kere dinlemişizdir ölümle biten kariyer hikayelerini, evlilik hayallerini, son bulan genç hikayeleri…

Ama hep başkalarının başına gelir, bilsek de kendimize pek de yakıştıramayız ölümü. Ebediyete namzet ruha, lezzetlerin zevklerin bitmesinden korkan asi nefse önüne çıkan bir sondan daha azap verici ne olabilir? Zevkler kadar acıların da sonsuz olduğunu sanan zavallı nefse, ölüm pek acı gelir..

Son mudur Ölüm? Sahi…Nedir Ölüm? nedir ki Ölüm?

Yolu tek yönlü ve hiçbir zaman kalkış saati belli olmayacak bir yolculuk… Gerçeğin başladığı andır ölüm..

Rabbim iyi ki ne zaman olacağını bildirmemiş bize, yoksa yaşamak pek de kolay olmazdı bunca çaresizlikle..Unutmak dahi bir nimet ancak arada bir ölümle ayrılanlar bize “başkası yalan” diyorlar.. 

Mezar ziyaretleri insanın aklını başına getiriyor, şehrin bir yanında hiç bitmeyecekmişçesine devam eden bir film..Bir yanında ölüm var, ayrılık muhakkak, hesap günü pek çetin diyen taşlar..

Merak ediyorum bazen, çok mu acı duyuyor insan ölürken? Nasıl bir ölümü tercih ederdim bana bırakılsaydı diye düşünüyorum.
Film biter, herkes ayağa kalkar, salonun kapısında gözleri ışıktan rahatsız olur, dışarıda devam eden hayatı görür ve kendine gelir.. bunun gibi birşey olsa gerek..

Yok diyorum kendime sonra.. Boşuna düşünüyorsun, yanlış noktaya odaklanıyorsun. Hz.Ömer’in sorgusunun dünya zamanıyla altı ay sürdüğünü öğrenince ölümden çok, sonrasından endişe etmelisin diyorum..

Tekrar düşünüyorum, nasıl bir ölüm olsa ki
ve daha da önemlisi, nasıl bir yaşam olsa ki, hesap biraz hafiflese..

Ölümün hep var hayat içinde..fark edilmiyor çoğu zaman..Her an ölen bir şeyler var, bedenimizde veya ruhumuzda… 
Katil olmak da ölüm gibi, bazen farkında olmuyoruz.. Öldürüyoruz birilerini, yaşam sevinçlerini alıyoruz ellerinden, içlerine korkular hayal kırıklıkları salıyoruz…

Yoksa nedir ki ölüm? Çekip gitmek, ardında gözü yaşlılar bırakıp karışmak mıdır toprağa? Yoksa artık pişmanlıkların fayda vermediği geri dönülmez bir yol mudur ölüm?Yaşam mı daha önemlidir, ölüm mü? Hangisi daha acı vericidir?

Nedir ki ölüm, yaşamın zorluğu yanında? Ölüm Nedir ki?

trkn 

Herşey Sende Gizli..

Posted in tüm yazılar on Kasım 20, 2006 by trkn

 

yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif..
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin..
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün..
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme.. bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır Allah’ın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak
bunu hatırladığın kadar yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
bebek ağladığı kadar bebektir
ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
sevdiğin kadar sevilirsin…
(to whom it belongs to)

senden sonra…

Posted in tüm yazılar on Kasım 18, 2006 by trkn

Yapmıyorum artık istemediğin şeyleri..
Çayıma şeker katmıyorum..
Çıkmıyorum sabah ayazında dışarı saçlarım ıslak..
Gülmüyorum da kahkahalarla.. çınlamıyor sesim karşı duvarlarda…
Uzun uzun yazılar da yazmıyorum eskisi gibi, dilim hafif dışarıda saatlerce..
Bisikletime binmiyorum, balkondayım gün batımında…
Gelip geçen arabalara bakıyorum… Hani belki biriyle geri dönersin diye..
Üzerimde yeleğim var… terliklerimi de hiç çıkarmıyorum…
Yapmıyorum artık istemediğin şeyleri..
Konuşmuyorum eskisi gibi…
Şarkılar dinlemiyorum…canım yanıyor yoksa..
Gözlerim doluyor..
Ağlama dedin..ağlayamıyorum..
Yapmıyorum artık istemediğin şeyleri…
Hani belki anlar da gelirsin diye…
Daha çok kitap okuyorum, daha çok fotoğraf çekiyorum..
Belki bir gün gelirsen
Yokluğunda gördüklerimi gösterirsem diye…
Daha hırçın daha üzgün daha bir hüzünlüyüm..
Yapmıyorum artık istemediğin şeyleri…

(bu şiirin sahibinin kim olduğu konusunda daha fazla espri, şaka, yorum ve soru almak istemediğimi belirtmek isterim… saygılar : ) )

Girizgâh;

Posted in tüm yazılar on Kasım 17, 2006 by trkn

Blog’a gelen misafirlerime şeker kolonya nevinde bir merhaba ile başlar, büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden sevgi ve saygıyla öperim:) Eski ilhamlarını belki bir akşam üstü yeniden dönerlerse diye elinde mendil gözünde endişeler cam önünde beklerken, bu sayfayı elimden geldiğince güzelleştirmek, kendimden birşeyler katmak, birilerine belki artılar katmak bu arada kendimdeki eksilerden kurtulmak…

 meramımdır yazılanlar.. ne bir sitem ne bir hüzün..

trkn