Sabah(l)a Randevu..

Posted in 1 on Haziran 20, 2008 by trkn

Birkaç zamandır uykulu bir hal içindeyim, kansızlıktan ya da tansiyondandır dedim, sıcaklardandır dedim, havanın dünyadaki dengesizler yüzünden kendini kaybetmesindendir dedim… Kendi kendime baya çıkarımda bulundum doktor oldum filozof oldum ama sonunda itiraf ediyorum ki sanırım ana sebep tembelliğim : )  zaten düşmeye meyilli olan tansiyonum her an bi yere yaslanmak için fırsat arayan başımla işbirliği yapıp gözlerimi yoldan çıkarıyorlar, beynim de kendilerine hemen onay veriyor ve uyuyorum. Öyle ki kıymetlimin kıymetli mesajlarına cevap bile veremiyorum bazen: )

Dün akşam birazcık dinleneyim diyerek uzandım yine ve uyandığımda sabah dörtbuçuktu. O saatte kendiliğinden uyanabilmenin keyfi de ayrı bir şeymiş: ) 

Ders çalışmaya karar verdim, pencereyi açtım önce, hafif aydınlanan gökyüzü, uzaklarda hala göz kırpar gibi yanan ışıklar… Bulutlar parça parça seyahat ederken gökyüzünde, havadaki toprak kokusu, gece yağan yağmuru gizleyemiyor, gözlerinden az önce yaşlar süzülmüş, hüzünlü bir genç kız gibi sema…

Ortalıkta kimsecikler yok, arabalar yok, satıcılar yok, akşamüzeri top oynayan çocuklar evlerinde kimbilir kaçıncı uykularındalar… Sancılı bir doğumdan sonra nur topu gibi bir güneşimiz oluyor az sonra.

Öyle dingin bir sessizlik ki güneşin yavaş yavaş getirdiği sabahla başbaşayız işte. Yalnızlığın sessizliğin tadını çıkarıyorum elimde bir bardak ılık suyumla…

Sela verilmeye başlıyor az sonra, bir doğumun ardından bir ölüm haberini veriyor müezzin. Ölüm o kadar gerçek ki, ölümden daha gerçeği yok ki zaten der gibi…

Uyku bastırıyor tekrar, dalıp gidiyorum yine önce masada kitabımın üzerinde, sonra yarı uyuklayarak uzandığım kanepede.

Tekrar uyanıyorum; artık hazırlanmam lazım; işim ve uzun gün için. Servisler ve insanlar çoktan yola koyulmuşlar, gün başlamış işte sıradanlıkları ve dayanılmaz monotonluğuyla. Garip hissediyorum kendimi, yabancı gibi. Sabahı benden çalmışlar, sormadan umursamadan alıp gitmişler gibi…

Baş başa kalmanın başka yolu yok, ertesi gün tekrar aynı saatte kendisiyle buluşmaya karar verdim : ) Arabalar, çocuklar, bebekler ve “servisçi amca”lar… Hepinizi o saatlerde uykuya davet ediyorum, icabet ederseniz sevinirim: )

 

Arzu aPlam: )

Posted in 1 on Mayıs 23, 2008 by trkn

Hep bi ablamın olmasını isterdim,küçüklüğümden beri. Arzu’m kabul oldu ve bir ablam oldu galiba: )

Birbirini sevmek için çok fazla tanımak gerek diyenlere inat, kalp kalbe mi karşıydı, kanımız mı kaynadı, Yüceler Yücesi mi sevdirdi, yoksa ortak “sevdiğimiz” miydi: ) sebep bilmiyorum; ama ne olursa olsun, çok sevdim onu şukadarcık zamanda…

Bu muhteşem kareler kendisine ait. Devamı gelecek..

 ”Kötü hava şartları”ndan dolayı şimdilik uzaklarda, Avusturya’da. Tahsilini tamamlayacak, geri gelecek ve benimle beraber çok güzel fotoğraflar çekecek (inşallah)…

Canım’a;

Posted in 1 on Mayıs 21, 2008 by trkn

 

Yıllardır kepenklerini açmak için bekleyen kalbim sonunda sebebini buldu. Çayımı aldım, Gönül Kahvem’in denize bakan en güzel masasını ararken gözlerim, seni gördüm meğer benden önce gelmişsin. Beni gördü, gel dedi gözlerin sessizliğinin arasında…

Tereddüt yaşadım bir an, yan masaya baktım boş mu diye. Belki kararsız kaldım, belki de zamanın kıymetini bilemedim; gelip de bir sandalye çekemeden, gitmek için kalktın ve hesabı istedin…

Dur dedim sana; gitme ne olur. Ben yıllarca bu buluşmayı bekledim. Yalnızlığım kalbimde taht kurmuş; hükümdarlığını o kadar önceden ilan etmiş ki seni görmeye tahammül edemedi yanında. Alışamadı bunu kaldıramadı. Sen gitme kal dedim…

Ayakta kaldın. Ne gitmek istedin ne de kalmaya gönlün elverdi.

Ne doğrusundan geçti kalbin, ne de beni bırakabildi…

Ne gidebildik sonuna kadar ne de bu hikayenin sonu geldi…

 

Şimdi ben yalnızlığımın isyan edip darbe yaptığı kalbimle yine tek başıma, soğumuş çayım, gözümde her an akmak için bekleyen yaşlarla bilinmezi bekliyorum. Öyle bilinmez ki neyi beklediğimi bile bilmeden… Arada bir yeşeren taze filizlerim var, sonra yakıcı güneşle kavrulup giden…

Sadece biri var bana yardım edecek…ve ben sadece O’ndan yardım bekliyorum.

Hakkımızda her şeyin en hayırlısı olsun. Hem sana hem bana mutluluk versin.

Çok seviyorum seni..Seni çok seviyorum…

Benimle Oynar mısın?

Posted in tüm yazılar on Mayıs 5, 2007 by trkn

 Geçen günlerde teknolojinin gazabına uğradık, şöyle de diyebiliriz;  bugünlerde  ciddi ’sorun’ haline gelen viruslere maruz kaldık tedbirlere rağmen. Evimizin bir bilgisayarını bakıma aldık ve ben bir yıl sonra kendi bilgisayarımı yeniden açtım. Şifreleme meselesi nedeniyle sıkıntı yaşasam da, beyne komut verince bir günlük arama sonucu şifremi hatırladım: )

Düzenlemeler yaparken yeni bir ‘eskişarkı’ listesi hazırlarken bu şarkıyı da elbette görmezden gelemedim. Bir gece yarısı Kurtuluş’ta yağmurun altında araba beklerken söylemiştik, sonrasında yine de metroya binmiştik tabi, bir kaç metre yürümek ve daha da ıslanabilmek, bu arada biraz da düşünebilmek için..

O günler güzel günlerdi ve ondokuz yaşım çokşeye rağmen harikaydı.Bülent Ortaçgil’in şarkıları o yıllara mıhlanıp kaldı..

Su olsam, ateş olsam
Göklerdeki güneş olsam
Konuşmasam taş olsam
Yine de oynar mısın benimle

Susulsam kusur olsam
Ağızdaki küfür olsam
Doğuştan esir olsam
Yine de oynar mısın benimle

Sayılmasam kaç olsam
Toprakdaki güç olsam
Aptal gibi suç olsam
Yine de oynar mısın benimle

Benimle oynar mısın
Benimle oynar mısın

Aşk Duası

Posted in tüm yazılar on Nisan 27, 2007 by trkn

Rabbim..
 Bir insan koy kalbime!
Ama o insan Senin de sevdiğin olsun.
Ve bana öyle bir insan sevdir ki,
O insanin kalbi Seninle yanan bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla buluştur ki
Benden önce,
Onunla buluşmuş olan Sen olasın.
Onunla el ele tutuştuğumuzda,
İkimizin elinin üzerinde Sen olasın…
Bana öyle gözler göster ki;
Ben o gözlerden Sana bakayım.
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler,Cennete açılan iki pencere olsun.
Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki;
Kılavuzumuz Sen olasın

Ey Rabbim..
Öyle bir sevgili verki bana,
Ona sarıldığımda kainat bize baksın.
Birbirine sarılsın.
Sevgimiz kurtla kuzuları barıştırsın
Bize bakıp şeytan Adem’e secde etsin.
Günah sevap uğruna kendini feda etsin.
Ölüler birer birer uyansın sevgimizle…
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde,Muhammed(S.A.V) sevilsin.
Öyle sevelimki birbirimizi.
Hz. Hatice göklerden bize seslensin,
Ve desin ki;
“Bak Ya Muhammed bak şu sevgililere onlar bizde… bizde onlardayız.
Bak Aşkımız birkez daha yaşanıyor yer yüzünde..
Allah Aşkımızı öyle çok seviyorki binlerce insana yaşatıyor..”

Dün gecenin bir yarısı, blogdan bloga gezerken A.Öztürk’ün sayfasını da ziyaret ettim, karşıma çıkan bu dua gerçekten çok hoşuma gitti. Bir sevgili dileği sadece böyle güzel olabilir dedim, sonunda kudreti sonsuz’un rızasını aramak için böyle istemek gerek sanırım diye düşündüm. Blog sahibinden müsade istedim, bu dua hangi güzel insanın zihninden akıp diline dökülmüş bilmesem de kendisine ve tabi Ayhan Öztürk’e teşekkür ediyorum. 

trkn

Sefiller

Posted in tüm yazılar on Nisan 25, 2007 by trkn

 

Sonsuz bir uykuya daldı

Kader ona neler yaptı!

Yaşıyordu, melekten yoksun olunca sönüp gitti

Çok sade bitti olay, bir gül solar gibi

Akşam olunca ufukta gün solar gibi…

Sefiller’den son satırlardı bu dizeler. Okuyanlar çok iyi hatırlayacağı gibi Jean Valjean’ın mezartaşına yazılanlar..Hayatını ne de kısa özetliyordu.

Gerçekten üzgündüm kitabı kapatırken. Her romanın sonuna gelmek hep tuhaf bi hüzün verir ama bu sefer bir kaç damla gözyaşı da eşlik etti vedamıza…

Bir kürek mahkumuydu Jean Valjean, bir ekmek çalmıştı ve ömrü boyunca bu yüzden önce çevresindekiler sonra vicdanı onu hep dışladılar, suçladılar. Özgürlüğe ve gurura öyle düşkündü ki firar çabaları yüzünden hepsi ondokuz yıla çıkmıştı.

Yıllar sonra Cosette’yle karşılaştı; küçük çirkin Cosette.. Sekiz yaşında bir çocuktu,orman kenarında kış ortasında ayakları çıplak ve ıslak..Hasta annesi ona emanet edip ölmüştü, bundan sonra hayatının gayesi oldu, yaşam sevinci oldu, bahçede oynarken pencerenin ardından seyrettiği özgürlüğü oldu Cosette.

Bir gün bir delikanlıyı sevdi, gitti…Sonrası sonbaharda bağ bozumu gibiydi. Hastalandı ve bu dünyayı terkedip gitti…

Buydu işte yaşam, öykü özetle hep buydu.

Hayat umursanmaya pek de değmezdi. Ciltler boyu yazılanlar da SON yazmıyor muydu nihayetinde?

Aslında Valjean’ın ölümüne değil, yıllar boyu kendi için hiçbirşey yapmayıp mutluluğu huzuru başka gözlerde aramasına takılmıştım ben. Mahkumiyeti başkaları için, firarları başkaları için, saklanması başkaları için, hüznü gözyaşı alkışları hep başkaları içindi…Özgürlüğe arzusu bile..”ben”siz bir dünya, “ben”siz bir ölümdü onunki..

Hayat ne içindi? Mahkumiyet neydi? Özgürlük bu muydu? Tekrar tekrar düşündüm, hele mutluluğu? neydi ki dedim, nerdedir acaba? kimlerledir şimdi neler yapar?

Yüreğimdeki hüznü arttırdı Sefiller, gerçekten güzel bir eserdi.

Niye mi anlattım bunları, niyetim okumayanları meraklandırmak ve yıllar önce okuyup unutanlara yeniden okumalarını tavsiye etmekti..

 trkn

az sonra

Posted in tüm yazılar on Mart 18, 2007 by trkn

 

Daha önce de çok sık aralıklarla yazabildiğim söylenemez, ama bu ara hayatım yapım aşamasında olduğundan, bakteriler gibi çevremi sert bi zarla kaplayıp kendi içimde enerjimi yetirmeye çalışır durumdayım.

 zaman zaman krizler halinde bassa da sıkıntı, yine de anın güzelliğini yaşamaya çalışmaktayım.

sayfama uğrayan her arkadaş, tanıdık, ziyaretçiye  sayfayı her açtıklarında karşılaştıkları aynı yazıdan ve verdiğim bu geçici rahatsızlıktan dolayı özrü bi borç bilirim : )

siz yine de gelin, en azından bi yorum bırakın..

nisanın tam ortasında geri dönme niyeti arzusu hasretiyle..

Bir Damlacık Tefekkür..

Posted in tüm yazılar on Şubat 1, 2007 by trkn

Nasıl anlayacaktık Rabbimizin bizden razı olduğunu?

Dönüp bakacaktık kalbimize, biz ondan razı mıydık? Haşa! Ne haddimizeydi ki O’ndan razı olmamak…

Peki neden isyanlardaydı insan… neden nisyandı kökü?

Şükretmek, hamdetmek.. Aklından gidiverirdi de sık sık, unutuverirdi işte.. Pürkusurdu da, Rabbi öyle şefkatli öyle merhametliydi ki, ayetler göndermişti, yollar çizmişti.. günde 5 kere huzuruma gel ki beni hatırla demişti… Beni an, bana şükret, bana hamd et.. Yalnız bana sığın, yalnız benden yardım dile..fanisin, faniden faniye derman olmaz…ilacın bende, bu kapıda..

Sonra Habibiyle -herbir harfine dünyalar feda olsun- Beyan’ını göndermişti kullarına..

 ” Öyleyse siz Beni zikredin ki Ben de sizi anayım.Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin..”(bakara,152) demişti..

Ne çok şey vardı azıcık düşününce; hemen şunlar geliverdi aklıma..

kar tanelerini beyaz,
suyu berrak şeffaf,
kuşları minik ve sevimli,
elmayı dahi üç ayrı renkte yaratan Rabbime şükürler olsun..

bize taşıyamayacağımız yük yüklemeyen,
hiç bi zaman darda ve çaresiz bırakmayan,
insan olarak yaratan ve muhatap alan
Tahiyyatı bize okutan
Hz.Muhammed(asm)’i nebi olarak bize layık gören
Müslüman yaratan
konuşmayı yürümeyi
gülmeyi bilmeyi
hatırlamayı unutmayı
nimet diye yaratan Rabbime şükürler olsun..

gökyüzünü masmavi, beyaz bulutlarla süsleyen,
gündoğumunda ayrı günbatımında ayrı enfes tablolar çizen,
günde beş vakit huzuruna çağıran,
beni muhatap alan Rabbime şükürler olsun…

Bana verdiklerini yine bana verdiğin gözle gördüm, akılla farkettim, elimle hissettim, kulaklarımla duydum.. verdiğin neyi haketmiştim ki.. Hangisi bana aitti ki…

Binlerce kez sana şükürler olsun Rabbim.. Bana lütfettiğin her bir zerre için.. Bana bunları hissettirdiğin için.. Şükürler olsun.. Şükürler olsun..

 

BaşlıksıZ..

Posted in tüm yazılar on Ocak 25, 2007 by trkn

Bu yazıya üçüncü kez başlayışım..

Herbişey tamam

Esinti* tamam

Kağıt tamam..

Kalem tamam.. En sevdiğimden olanı.. pembe ve ince uçlu tükenmez kalemim..

Ne yazsam kelimeler havada kalıyor..

Eski ünlü şairlerin ilhamları için neden dağ evlerine kapanıp günlerce yalnız düşündüklerini şimdi daha iyi anlıyorum.

İnsan arada yalnız kalabilmeli

Tek başına şöyle bi düşünebilmeli

Kaç kişilik olursa olsun yaşananlar.. tek başına da kalınabilmeli yada..

Hiç bu yolu seçmediğimi fark ettim..

Gönül kırıklıklarında kendimi kalabalıkların içine atıverdiğimi..

Hep böyle üstesinden gelmeye çalıştığımı

Herşeyi paylaştığımı..Her kafadan ses çıktığını ve

Her kafadan çıkan sesi umursadığımı..Hiç “ben” olmadığımı fark ettim..

Hiç en derinde bana ait bir şeyler olmadığını..

Tek kalsam yanıma bikaç şarkı aldığımı muhakkak..

Üstelik onların canımı daha çok acıttığını

Mutlulukları, anıları, yarabantlarını kimseye emanet etmemek lazım bunu fark ettim..

Çünkü onlar gidince yerlerine başkasını bulmak kolay olmadığını..

Sözün gümüş, sükutun altın olduğunu ama

Yine de bir “hayır” kelimesinin sükuttan çok daha az acıttığını fark ettim..

Bir daha başlamam gerek.. en baştan yeni baştan..Nasıl olacak bilmesem de, önyargısız, kırgınlıklara kayıtsız, beklentilerden umarsız.. 

* süveyda’nın sitesinde gözyaşlarıyla Sarıkamış’ı okurken fonda dinlediğim çok çok güzel bir parça, Pınar Köksal’dan.. tekrar teşekkür ederim suveydacım..: )

Karlar Düşer…

Posted in tüm yazılar on Ocak 5, 2007 by trkn

Biraz önce çektiğim fotoğrafları paylaşmak istedim hemen..

Kış deyince elbette lapa lapa olanından kar gelir insanın aklına.. Biraz gecikince “eyvah kuraklık mı geliyor” diye korkuttu bizi.. Her tanesi elmas gibi.. Öyle değerli ki Rabbim her tanesini bir melekle yeryüzüne gönderirmiş…

Her biri minicik elmas gibi..kristal.. kırılgan..kar taneleri..